15/9/2008 ·

Eskidim ben!
yüzündeki su gürültüsüne uyanıp
yaktım ilk sigaramı
ortada ne kırlangıç ne ay
ortada tanrıdan çalıntı ellerin

Cumartesi doğan güneşi yedim bitirdim!
Katıldım şarap göllerini gezdiren turlara
Yolculuğun mavisine değil kırmızısına bayıldım

Fitleştim seninle!
Silahıma sığmayan kurşunlarla
borcunu kapatmaya geldin
oysa ben o intiharı çok kereler ettim

Yüzünün çentikleri!
Coğrafyanı kuzeye güneye ayırdılar
ben en çok güneyini emdim
Bir yaz uçurtmasıyla mızıka
yönlerini ayıran çizginin iç organında

Nabzımı göğsünde buldular!
Ufukta martılar küflendi
parmak uçların da bunu öylece izledi
Derin dokundular kaburgalarıma

Yorum (2) Yorum yaz!

28/7/2008 · Kategori: USTAYA SAYGI

' Ama herkes de gene sevdiğini öldürür,
Bu böylece biline,
Kimi bunu yüklü bakışlarıyla yapar,
Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,
Korkak, bir öpücükle,
Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür.'

o.wilde

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

19/7/2008 · Kategori: SEVDA

atların göğsüme pergelle çizdikleri yıldızla
kuşatıyorum seni yelesinden kan damlayan
bir tay kadar merhabayken dünyaya

bakışların göğün desenine kırlangıç oluveriyor
bileğimle cama çiziyorum bizi
camda sinek veryansın ediyor sabahlıyorum
güneşi avuçluyorum
uyandırıyorum saçlarının kokusunu

yüzün mutlulukla çillenirken ezberliyorum seni
nisanda unuttuğum fırtınan
-manivela- marta dönüverdim
patlattım cımbızla beynimdeki sivilceleri
huzursuz bir ikindiye başka nasıl gidilebilir ki?

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

10/7/2008 · Kategori: SEVDA

bu aşkı kurban ediyorum İbrahim'in bıçağına/
ağla bana ve öl/

soluğun kışla soğuğu
bana yeni bir ecel gerek
yüzümü su bardağına yıkatıyorlar
yarın cenaze namazı kılınacak tüm çocuklar
içmek için sırada

boynumdan dudaklarını siliyorlar
cenneti öpüyor çocuklar şakaklarıyla

eğer birazdan öleceksen
hadi getir kefenleyelim bizi
kınalı koç kadar suskunsun
bu aşk tümden susku
kurban edilmeye çoktan edilgen

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

9/7/2008 · Kategori: SEVDA

/tarihi sanrısı var üzerimizde yabancılığın
  ayık kalmaya yorgun bir gece müptelalığı.../


meme uçlarını dikleştiren o
esintiyle beraber dinlediğin
parça ve aldığın haz,
şehiriçi bir yolcu otobüsünde
camlardan sızan ılık
cereyanlı esintiyle aynı

güneş teninde sabahın körü
oysa uzak değil
gecede senkronize devinimlerimiz

ellerin kapı kollarında asılı
kaldığından beri
gamzeme sokulan saçlarına alıştım

öptüğün en güzel koku
gülüşümde olsun istedim
-karanfil güldüm-
dizlerinde sol anahtarı
kırılmıştı ağlıyordun
ömrünün koştuğu yerde
anarşi duruyordun

yüzünün bakırına
incir çiçeği düştü
yürüdüğün tüm yollar kadere düşeş

abecesini söktüğümüz bir dil
olamadı aramızda
olsaydı
asma köprülerden kurtulur
iklimler yazardık sırayla

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::